Karadeniz’in İstanbul Boğazına bağlandığı noktada yer almaktadır. İsmini buradaki deniz fenerinden almıştır. Boğaz girişi olmasından ötürü karadenizden gelen gemilerin Boğaz girişini geceleri bulabilmeleri için çok büyük önemi vardır bu fenerin. 1834 yılında yapılmış olan bu fener 1858 yılında karşı yakada bulunan fener ile birlikte Fransızlar tarafından kule kısmı tekrar düzenlenmiştir. 1933 yılında Fransızların 100 senelik imtiyazları tazminat ödenerek iptal edilmiştir. Fener denizde 75 metre yüksekliktedir ve açık havada 16 millik bir mesafeden görülebilmektedir. Orijinal halini koruyabilmiş nadir fenerlerdendir. Köy halkı genel olarak Kafkasyadan göç ederek gelenlerden ve Girit ten asken olarak gelerek buraya yerleşenlerden oluşmaktadır. Balıkçılık genel geçim kaynağıdır. Sebzecilik ve süt hayvancılığı da yapılır. 1823-1824 yıllarında dönemin Osmanlı Padişahı II. Mahmut tarafından yaptırılan bir çeşme ve 1880 yılında inşa edilmiş olan Hamid-i Evvel Camii varlıklarını korumaktadırlar. Kaynak .Anadolu Feneri İSKİ tarafından yapılan ölçümler sonucu denize girilebilen yerler arasında gösterilmiştir. BASIN’DA ANADOLU FENERİ “ İstanbul'un En Uç Noktası İstanbul'un son noktası, Anadolu Feneri'ndeyiz... Hırçın Karadeniz'de yunusların dansını izleyerek kendinize balık ziyafeti çekmek istiyorsanız Anadolu Feneri doğru adres... Adını 1768'den beri Boğaz'dan geçen gemilere yol gösteren fenerden alan Anadolu Feneri, Beykoz'a bağlı bir köy. Boğaziçi'nin Anadolu yakasındaki son noktası olan Anadolu Feneri doğal bir koya sahip. Tepedeki restoranlara oturup, Karadeniz'in hemen ağzında yer aldığı için rüzgarlı havalarda dalgaların dövdüğü kıyıları seyretmek çok keyifli olabiliyor. Anadolu Feneri'ne giderken Karadeniz'e doğru yol aldığınızı unutmayın ve yanınızda mutlaka bir şal ya da hırka bulundurun deriz. Burada yamaçlar denize doğru dimdik iniyor, hatta Fener'in hemen arkasından koya doğru bakıldığında uçurumu andıran bir görüntü ile karşılaşılıyor. Köyün büyük bir bölümü kestane, kocayemiş, meşe, kayın gibi ağaçlarla kaplı. Köy balıkçılığa çok elverişli. O yüzden Karadeniz'den çıkan her türlü balığını balıkçı restoranlarında bulmanız mümkün. Köyde dolaşırken sardunyalarla süslü evlerinin balkonlarına oturup balıkçıların ağlarını birbirine ekleyen kadınları görüyoruz. Karadeniz'de biraz serinlemek isterseniz küçük koyda denize girebilirsiniz. Köyde iki katlı evler arasında dolaştıktan sonra yol bizi deniz fenerine doğru götürüyor. 25 metrelik deniz feneri özellikle fırtınalı gecelerde kaptanlar için ne kadar değerli olduğunun farkındaymışcasına gururla duruyor denize doğru uzanmış yarımadanın üzerinde. Fenere 73 ahşap basamakla çıkılıyor. Buraya kadar gelmişken balık yemeden dönmek olmaz. Anadolu Feneri'nde taptaze balıkların damak zevkinize sunulduğu üç tane restoran var. Küçük koyun hemen üstünde Karadeniz'e tepeden bakan Fener Balık Restaurantı'nın yolunu tutuyoruz. Ağaçlar arasından Karadeniz'i ayaklarınızın altına seren ve her biri denize basamak gibi inen üç terası var bu şirin balık lokantasının. Kediler balığın kokusunu almış olacaklar ki, sizi rahatsız etmeden bir köşeden bakıyorlar. En alttaki terasa oturup dalgaların köpükler çıkartarak kıyıya vuran sesini dinlemeye koyuluyoruz. Sanki hiçbir sıkıntı koyu çevreleyen kayalıkları aşıp buraya ulaşamaz gibi geliyor bize. Önümüzde bir yunus kafilesi sulara bir batıp bir çıkıyor. Fener Balık Restaurant'ın sahibi Mahmut Turgay bir yandan bize ızgarada pişirdiği nefis balıkları ikram ederken, bir yandan da anlatıyor: 'İlkokuldan beri balıkçılık yapıyorum (ama yüzme bilmiyor), zaten burada doğan her çocuğun denizde bir eli vardır. Geceden ağımızı atıyoruz. Barbunya, levrek, karagöz, torik, lüfer, çinekop her türlü balık var burada... Konuklarımız taze balık yemek için gelirler bize. İster ızgara, ister tava... Artık müşterilerimizle öylesine aile gibi olduk ki, eğer yoğunluk varsa girip salatalarını kendileri bile yaparlar...' ”” Kaynak
|